Hiç kedinizin veya köpeğinizin, siz kapıdan girmeden dakikalar öncesinde neden kapının önünde beklemeye başladığını veya bir sineği yakalamanın neden imkansız göründüğünü düşündünüz mü? Zamanı gerçekten hepimiz aynı şekilde mi algılarız? İnsanlar için saatler ve takvimlerle ölçeklendirilen bu kavram, diğer canlıların dünyasında nasıl deneyimlenir? Bu sorular, hayvanların zaman akışını ve çevrelerini biz insanlardan farklı algılayabileceğini düşündürür. Gerçekten de birçok hayvan türü, zamanı bizim deneyimlediğimiz biçimde değil, kendi duyusal ve biyolojik özellikleri doğrultusunda algılar.

Aynı Zaman, Farklı Dünyalar

Jakob von Uexküll, zaman kavramını Umwelt üzerinden açıklamaktadır. Uexküll’e göre Umwelt, organizma tarafından algılanan ve yorumlanan öznel gerçeklik olarak tanımlanmıştır (2023). Her türün kendine ait bir Umwelt’i, yani öz-dünyası vardır. Bu öz-dünyalarda zamanın hızı, o canlının sinir sisteminin dış dünyadaki uyaranları ne kadar hızlı işlediğine bağlıdır. Biz insanlar için algılanabilir en küçük zaman birimi, yaklaşık olarak saniyenin on sekizde birine karşılık gelir (Uexküll, 2023, s. 65). Bu noktada akla şu soru gelir: Bizimkinden daha yavaş ya da daha hızlı algı zamanına sahip hayvanlar var mıdır?

Uexküll’ün “İnsanların ve Hayvanların Dünyasında Gezintiler” kitabında bu bağlamda iki örnek verilmiş, kavgacı balık (Betta splendens) ve salyangoz. Yapılan çalışmada kavgacı balık, saniyede on sekiz kez kendisine gösterilse bile kendi yansımasını tanımaz. Saniyede en az otuz kez gösterilmelidir. Böylece avları çok hızlı hareket eden bu balığın Umwelt’inde bütün hareket süreçleri yavaşlamış şekilde (ağır çekim gibi) ortaya çıkar. Bir başka deneyde de salyangozların algı zamanının saniyede yalnızca üç veya dört andan oluştuğu gözlemlenir. Bu durum, salyangozun Umwelt’inde hareket süreçlerinin bizimkine kıyasla çok daha hızlı gerçekleştiğini düşündürür (Uexküll, 2023). Ancak bu, salyangozun kendi hareketlerini yavaş algıladığı anlamına gelmez, tıpkı bizim kendi hareketlerimizi yavaş algılamadığımız gibi. Her canlı, kendi algısal dünyasında zamanı doğal akışında deneyimler.

Arıların Biyolojik Saatini Keşfetmek

Hayvanlarda zaman algısı denince akla gelen en çarpıcı örneklerden biri arılardır. 20. yüzyılın başında bilim insanları (Ingeborg Beling ve daha sonrasında Auguste Forel), arıların zamanı hatırlayıp hatırlayamayacağını merak ettiler. Deney kapsamında arılara her gün belirli bir saatte (24 saatlik periyotlarla) şekerli su verildi (Beer et al., 2024). Birkaç gün sonra arılar, yemek henüz ortada yokken bile tam o saatte beslenme alanında toplanmaya başladılar. Peki arılar zamanı nasıl biliyordu? Güneşin konumunu baz alarak mı? Bu soruyu yanıtlamak için Oskar Wahl, deneyi yerin 180 metre altında, hiçbir ışık ve elektromanyetik sinyal almayan bir tuz madeninde tekrarladı. Sonuç şaşırtıcıydı: Arılar zifiri karanlıkta, dış dünyanın herhangi bir işareti olmadan beslenme zamanını tam isabetle tahmin edebiliyorlardı. Ardından Max Renner, bir adım daha ileri taşıdı. Paris’te belirli bir saatte beslenmeye alışmış arıları New York’a götürdüğünde, arıların hala Paris saatine göre yiyecek aradıklarını gözlemledi; yani adeta jet-lag yaşıyorlardı. Deneyler açık alanda tekrarlandığında ise arıların zamanla bu uyumsuzluğu giderdikleri ve güneşin konumunu kullanarak içsel saatlerini yeniden ayarlayıp, tıpkı insanlar gibi jet-lag durumundan yavaş yavaş kurtuldukları gözlemlendi (Greenrose Chemistry, 2022).

Arılar üzerinde yapılan bu deneyler, hayvanlarda zaman algısının anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası olmuş ve modern kronobiyolojinin (biyolojik saat bilimi) temellerinden biri olarak kabul edilmiştir. Nitekim deneyler 18 ya da 48 saatlik farklı periyotlarla tekrarlanmaya çalışıldığında arıların aynı istikrarı göstermediği görülmüştür (Greenrose Chemistry, 2022). Bu durum, arıların davranışlarının rastgele bir zaman öğrenmesinden ziyade yaklaşık 24 saatlik bir biyolojik ritim tarafından düzenlendiğini düşündürür. Böylece bu çalışmalar, hayvanların yalnızca dışsal ipuçlarına değil, içsel bir “biyolojik saate” de sahip olduklarını kanıtlayan ilk ciddi adımlar olmuştur.

Evcil Dostlarımızın Biyolojik Saatleri

Bu biyolojik ritimler sadece arılar gibi böceklerde değil, evcil hayvanlarımızda da görülebilir. Örneğin birçok kedi ve köpek, her gün aynı saatlerde beslenmeye alıştıklarında yemek zamanı yaklaşırken, mama kabının başında beklemeye ya da sahiplerini takip etmeye başlarlar. Bu davranış, yalnızca öğrenilmiş bir alışkanlıktan ziyade, hayvanların içsel biyolojik saatleri ile çevreden gelen ipuçlarının birlikte çalışmasının bir sonucudur. Dolayısıyla evcil hayvanlarımızın “yemek saatini bilmesi”, aslında onların zamanı kendi biyolojik ritimleriyle algılayabildiklerinin günlük hayattaki en tanıdık örneklerinden biridir. Kısacası kedinizin kapıda beklemesi ya da köpeğinizin sizi takip etmesi, aslında onların kendi zamanını bildiklerinin tatlı bir göstergesidir. 

Sonuçta, zaman sadece saat ve takvimlerden ibaret değildir; her canlı, kendi biyolojik ritimleri doğrultusunda dünyasını algılar. Arılar, balıklar, salyangozlar ve evcil hayvanlarımız bize, zamanı algılamanın canlılar için ne kadar öznel ve farklı olabileceğini gösteriyor. Günlük hayatımızda bunu gözlemlemek hem şaşırtıcı hem de bir o kadar büyüleyici.

Bu blog yazısı Prof. Dr. Cevat NİSBET tarafından onaylanmıştır.

Kaynakça

  1. Beer, K., Zupanc, G. K. H., ve Helfrich-Förster, C. (2024). Ingeborg Beling and the time memory in honeybees: almost one hundred years of research. Journal of Comparative Physiology A, 210(2), 189-201.
  1. Greenrose Chemistry. (2022, 11 Mart). How scientists proved that bees can perceive time.
  1. Uexküll, J. J. von (2023). İnsanların ve Hayvanların Dünyasında Gezintiler (M. Göçmen, Çev.; 2. Baskı). Akademim Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1934)

Not: Bu çalışmada yer alan görseller OpenAI ChatGPT ve Google Gemini modelleri kullanılarak üretilmiştir.

Yorum bırakın

Trend